• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/pencerepsikoloji
  • https://plus.google.com/https://www.facebook.com/pencerepsikoloji/posts
  • https://www.twitter.com/https://www.facebook.com/pencerepsikoloji
Takvim

İnternet ve Biz

İnternet ve biz

Yirmi birinci yüz yılın en iyi ve en kötü yeniliklerinden birisi internete kolay ulaşımdır bana soracak olursanız. Elbette bilgiye kolay ulaşmak gibi getirileri var, bunun ne kadarının getiri oluğu da ayrı bir tartışma konusudur ancak şunu hepimiz gözlemleyebiliyoruz ki yeni nesil bu aracı bilgiden ziyade bir oyun ve boşa vakit geçirme aracı olarak kullanıyor. Bu durum yalnız ülkemizde böyle değil, Avrupada bu iş çığrından o kadar çıktı ki, çeşitli oyunlar ve internet bağımlılığı için rehabilitasyon merkezleri oluşturuluyor. Korkarım önümüzdeki yıllarda İnternet Bağımlılığı da tıpkı çok alışveriş - gereksiz tüketim gibi psikoloji litaratüründe bir problem olarak yerini alacak...Bu durumun olumsuz neticeleri ile ilgili bir kaç kısa açıklama yaptıktan sonra bu durumun hangi sebeplerden ortaya çıktığını paylaşmak istiyorum sizlerle.
Özellikle bugünkü gençlerde en ciddi bağımlılık ONLİNE oyunlarda gözlemleniyor. Peki nedir bu oyunlar? Sanal alemde sizi temsil eden bir karakteri yönlendiriyor ve onu daha zengin / daha güçlü / daha popüler yapma çabası veriyorsunuz. İşte problemde tam bu noktada başlıyor. Neredeyse hepimiz biliriz, bir korku filmi yada gerilim filmi izlerken aniden çıkan bir figüre yahut başrollerden birinin başına gelen olaylara yüksek tepkiler veririz. Bunun sebebi ekranda gördüğümüz karakterlerle özdeşim kurmamız, kendimizi istemsizce onların yerine koymamızdır. Online oyunlarda da aynı durum daha kuvvetli bir şekilde tezahür etmektedir maalesef. Bu oyunlara saatlerini gömen gençler sanal alemdeki o karakterlere derin bir özdeşim kuruyorlar ve oyun bir eğlence aracı olmaktan çıkıp amaç haline geliyor. O kadar ki okul derslerinin önüne geçip tüm hayatlarını etkileyebiliyor. Misafir olduğum bir öğrenci evinde toplum içinde kabul gören bölümlerden birini okuyan genç kardeşimin yaklaşık 40 saat aralıksız bu oyunları oynadığını hayretle seyrettim. Durumun tek dez avantajı okul derslerindeki düşüş de değil şüphesiz. Sanal alemde önümüze hazır olarak servis edilen bu yapay dünya; gençlerimizin hayal gücünü, dolayısıyla gelecek neslin üretkenliğini de çalıp götürüyor. Sanal alemin ipleri eline almadığı dönemlerde oynan oyunlarda; sınırsız bir hayal gücü ve üretkenlik varken bu jenerasyonun oyun anlayışında zihinsel temebellik ve artık otomatikleşmiş oyun ritüellerini yerine getirmek var. Eski oyun anlayışımızda; oyun grubu yani küçük bir akran toplumu önemli bir yer alıyordu, bu akran toplumunun tabir yerinde ise ahlak bekçiliği veya polisliğini ebeveynler üstleniyordu. Böylece çocuklar; içinde argo ve şiddete fazla başvurulmayan (ki vurulursa veliler müdahil oluyor ve "kardeş kardeş oynayın" diyerek ortamı yatıştırıyordu) meydana gelen küçük toplum içinde rol paylaşımı alınan ve bu şeklilde gelecek hayata da hazırlık yapılan oyunlar oynanıyordu. İçe kapanık çocuklar dahi oyun grubu içinde kendisini açma ve keşfetme fırsatı buluyordu. Fakat şimdiki oyun sisteminde durum farklı. Yine bir grup içerisinde hareket ediliyor fakat bu grup online yani sanal, dolayısıyla burada her türlü argo kullanılıyor, zaten oyunların çoğuda şiddet üzerine bina edilmiş vaziyette. Burada kullanılan sınırsız argo ve aşağılama; oyun içi karakteri üstün olanların sokakta zorbalık ve toplum normlarına yakışmayacak tavırlar takınmalarına, Oyun içi karakteri zayıf olanların ise sanal karakterlerine kurdukları özdeşimden dolayı daha içe kapanık ve depresif olmalarına, kardeş ve ebeveynlerine agresif davranmalarına, oyuna daha fazla vakit ayırmalarına ve de kendileri de üstün pozisyona geldiklerinde agresifleşmelerine sebebiyet verebiliyor. Yine bu online gruplardan dolayı gençlerin gerektiği gibi sosyalleşemediğini ve yine aynı sebepten ötürü toplumsal rol kapmakta sıkıntı yaşadıklarını söyleyebiliriz. Evvelce oyunlarımızda edinilen roller, ebeveynlerimizi gözlemleyerek kazandığımız bilginin neticesi idi. Bu bilgileri oyunlar ile işleyerek toplumsal rolümüz benimserdik. Örneğin bir doktorculuk oyununda kız çocuğu annelik yapmayı bebek bakmayı ve yemek yapmayı oyuna dökerken oyun partneri olan kız yada erkek hayalini süsleyen mesleği oyununda yaşardı. Bugün üniversite sınavından yüksek notlar alıp hangi bölümü yazacağını bilmeyen gençlerin sorumluluğu da "ben senin yaşındayken ....." ifadesi ile başlayan cümlelere muatap olup elinden bir iş gelmediği azarlanan / ihtar edilen gençlerin sorumluluğu da onlara ekran karşısında rol model olan / örnek olan ebeveynlerine aittir...
Peki bu bağımlılıklar niçin meydana geliyor? İnsan oğlu dünyaya geldiği andan itibaren bir ölümlülük iç güdüsüyle hareket eder. Tabir yerinde ise çabası ölümü yenmek yada öldükten sonra dünyaya bir eser bırakmaktır ki islamda buna sadaka-i cariye deriz, evlatta bu sınıf içerisindedir. Oyun bağımlılığı konusu varoluşçu perspektiften bakınca ölümü alt etme çabasının neticesidir. Çünkü o sanal alemde insan sanal bir tatmin yaşar, ölür ve öldükten sonra aynı dünyaya kolayca geri gelebilir. diğer taraftan ölümü yenmenin bir diğer adımı da öldürmek yani ona hükmetmektir ki bu da oyunlar içerisinde bolca var. bunlar insanın doğuştan gelen orku ve ihtiyaçlarına kolay ve sanal tatminler sağladığı için zihin bir süre sonra bunlara bağımlılık geliştirir, sıkıntılı anlarda sıkıntı veren problemi çözmek yerine daha basit bir tatmin yolu olan oyuna yönelmesini söyler insana. varoluşçu perspektiften oyun bahsini 2012 yılında bir buçuk saatlik bir video ile anlatmıştık, yukarıda nahsettiğimiz kısım oldukça yüzeysel ve fikir vermesi için bahsedilmiş bir bölüm.
Bağımlılıklarda bir ikinci tetikleyici de sanal alemin kolaylığı. Dünyada yaygın olan terapi ekollerinden REDT de bahsedilen bozukluk kaynklarından birisi ise aşırı kolaycılıktır. Bu sanal alemde hayatı kazanmanın kolaylığı, kolayca para ün ve güç kazanabiliyor olamk, zihnin daha sıkı bir özdeşim kurup oyunu amaç haline getirmesine sebep oluyor.
Yapmamız gereken şey ise aslında basit, özellikle ilk ve orta okul çağı çocuklarımıza teknolojiyi sınırsız sunmamalı, onlarla oyunlar oynamalı, ortak kitap okuma saatleri gibi aile etkinlikleri oluşturmalıyız. Herhangi bir spor ile ilgilenmelerini sağlamalı ve onlara çeşitli sorumluluklar vererek gerçek hayatla küçük dozlarda olsa da yüzleşmelerini sağlamalıyız. onların yeteneklerini iyi gözlemlemeli ve yeteneklerine göre yönlendirmeliyiz. Ve hepsinden önemlisi onlara koşulsuz sevgi ile yaklaşmalıyız! Koşulsuz sevgi; onları ders başarılarına veya uslu durmalarına göre sevgi verip vermemetutumu yerine her halukarda onlardan sıcak bir kucaklamayı esirgememek ama yaptıkları olumsuzlukları da sevgimizi belli ederek uyarmak ve düzeltmesini istemekir. 

Bildiğiniz gibi sorun sadece online oyunlarla sınırlı değil maalesef, ofline oyunlar ve gün geçtikçe bir yenisi açılan sanal platformlar (sosyal medya) da başlı başına üzerinde konuşulması gereken ve belki de günlerce konuşmak ve yazmak gerekecek hususlardır. Böyle geniş bir konuyu daha geniş bir zamanda konuşmak dileği ile...

 

Saat