• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/pencerepsikoloji
  • https://plus.google.com/https://www.facebook.com/pencerepsikoloji/posts
  • https://www.twitter.com/https://www.facebook.com/pencerepsikoloji
Takvim

Pskilojide Aşk



PSİKOLOJİDE AŞK


AŞK !...
Daha adını anarken bile nasıl hızla çarpar kalbi insanın. Kimi mutluluktan,kimi acıdan,kimi özlemden, kimi…,kimi… ve kimi…! 
Aşk için kesin sınırlarla bir tanım yapmamız mümkün değildir. Çünkü herkesin kendine ait bir aşk tanımı vardır. Sosyal antropologlara göre; cinsel bir tutku, şairlerin özlemli ve duygulu satırlarıdır. Filozoflara göre; erkek için başka, kadın için başkadır ve Psikologlar için aşk; hem normal hem de nörotik olmaktır. Yaratıcı ve yıkıcıdır.

Yine de herkesin kabul edebileceği şekilde aşk; iyiliğin ve kötülüğün, güzelliğin ve çirkinliğin, mutluluğun ve acının başlıca kaynağıdır.
Aşık olana dek, o güne kadar hiç aşık olmadığını anlamaktır. 
Aklımızda aşka dair binlerce soru dönüp dolaşır. Acaba aşkı başlatan şey nedir? Bu kadar farklı özelliklerdeyken nasıl aşık oluruz? Aşkta esas olan nedir? Neden Bazılarımız ilk bakışta aşık olurken neden bazılarımız yıllarca aşkı arar durur?Sadece dış görünüşümüz,davranış ve tutumlarımız aşk için yeterli midir? Peki aşk nedir? Aşk ruhsal bir hastalık mıdır? …….

Sorular böyle aklımızı meşgul ederken aşk üzerine yapılan araştırmalar görsel çekicilikten çok ilk bakışta oluşan izlenim ve duygunun daha etkileyici olduğunu kanıtlamıştır. 
Oluşan bu etki bilinçaltımızda yer alan çocukluk anılarımızdan gelen kusursuz arkadaş profiliyle eştir. Geçmişimizde oluşturduğumuz kusursuz profil ile karşılaştığımızda aşkın ilk kıvılcımları oluşur ve ilk bakışta aşk Syracuse Üniversitesinden bir grup bilim adamının araştırmasına göre saniyenin 1/5 i hızla gerçekleşir.

Bu durumda beynin 12 ayrı bölgesi oksitotin, dopamin,adrenalin gibi keyif verici kimyasalları salgılamak için koordinasyon içinde çalışır. Buna göre bu karmaşık duygu; beyinden kalbe, kalpten beyne giden bir sürecin ürünüdür. 

Bu süreç aşkın kimyasını taşır ve aşkın kimyası 3 fazdan oluşmaktadır. Birinci faz olan ilk bakışta aşktan sorumlu feniletilamin, dopamin ve norepinefrin salgılar.Bilinçaltındaki kusursuz arkadaşı gördüğünde harekete geçer ve göz bebeklerinin büyümesi, karında kan çekilmesine bağlı kramp tarzı duygu, dudaklarda kanlanmanın artmasına neden olur. Görsel uyarı salınımını arttıran aşk gülücükleri ve bulutlar üstünde yürüme hissini veren kimyasalda feniletilamindir. Dopamin; beynin ödül kimyasalı olarak bilinir. Aşık olunan kişiye karşı ilgi ve dikkati arttırır.

O kişiyi düşündüğümüzde dahi yükselir. Norepinefrin ise; aşkta kalp atış hızından sorumludur.

Bu 3 kimyasalın karışımı ile aşkın ilk fazı oluşur. Bu 6 ay ila 3 yıl arasıdır. Eğer gerçek aşk varsa ikinci faza geçilir. Bu faz da endorfinler rol oynar. Endorfinler; ilişkide sukünet, içtenlik, sıcaklık, güven ve bağlılık verir. Ne kadar çok sever ve sevilirsek, endorfin miktarı o kadar yükselir. İkinci faz, bağlılığın temelinin atıldığı dönemdir. 3. faza geçildiğinde ise; oksitotin salınımı artar. Oksitotin ; ilişkide bağlılığı arttırır ve Aşkı ve ilişkiyi sürdürme yolunda en etkili hormondur. 

Her ne kadar aşkın kimyası sabit olsa da Her insanın aşkı yaşama şekli başkadır. Hayatı nasıl yaşıyorsak aşkı da öyle yaşarız. Kimimiz coşkulu ve neşeli, kimimiz bağımlı, kimimiz takıntılı, kimimiz şüpheci, kimimiz oyuncu, kimimiz kuralcı, kimimiz çekingen, kimimiz mızmız ,kimimiz tutkulu,kimimiz arkadaşça, kimimiz renkli ve hareketli, kimimiz sakin ve dingin vs. 
Aşkı yaşama şeklimizdeki kalabalık listemiz kendi içinde devam ederken biz de aşkın kendimizce önemiyle size veda ediyoruz.

Unutmayın!

Aşk, her şeye rağmen gerçekten önemli bir şey. Onu bir kez bulunca kaybetmemeli insan, bir daha bulamayacağından değil ama ikinci bir şans için ne kadar beklemesi gerektiğini asla bilemeyeceğinden. Sevgiyle kalın :)


Psk.Zehra ÇELİK
Saat